Yugoslav Kralı müteveffa Aleksandr, Balkan Atlantı'nın imzasını
takip eden günlerde memleketimize gelmişti. Atatürk'le sohbeti
sırasında, şahsına ve Türk Milleti'ne karşı duyduğu yakınlığı ve iyi
hisleri ifade için dedi ki:
"-Cihan Harbini takip eden mütareke günlerinde, İtilaf devletleri
Yunanistan'dan evvel Türkiye'yi işgali bana teklif etmişlerdi. Fakat
hiç tereddüt etmeden bu teklifi reddettim, bunun üzerine Yunanlıları
tercihe mecbur kaldılar."
Mustafa kemal muhatabının sözlerini sükunetle dinledi ve birden
yerinden kalkıp, muhatabını şaşkınlık içinde bırakarak elini sıktı:
"-Size ve milletinize geçmiş olsun Ekselans..." dedi.
Ve anlatmak istedi ki, Türk topraklarına saldıran kim olursa olsun
akibeti değişmeyecekti!
BU MİLLETVEKİLLİĞİ AYRICALIĞINI HİÇ BEĞENMEDİM
Atatürk bir sabah Florya'dan Dolmabahçe sarayına dönüyor.
Yeşilköy istasyonunun önünden geçerken birdenbire otomobili
durduruyor ve başyaver'e:
- Sorunuz, tren var mı? Diye emir veriyor.
O sırada tren hemen hareket etmek üzeredir, hep birlikte otomobilden
inip yanındakilerle trene biniyor. Karar ani verildiği ve tatbik
edildiği için bu trene biniş hemen kimsenin nazarı dikkatini
çekmiyor. Bir müddet sonra, her şeyden habersiz olan kondüktör
ata'nın bulunduğu kompartımana geliyor. Kafileyi görünce çekilmek
istiyor. Ata hemen sesleniyor;
- Vazifeni yap! (yanındakileri göstererek) bu efendilere niçin bilet
sormuyorsun?
Yanındakiler cevap verirler.
- Paşam biz mebusuz. Tren bileti almayız. Parasız seyahat ederiz.
Ata hayretle:
- Bu imtiyazı hiç beğenmedim, der. Çok ayıp ve acayip bir kaide. Çok
güzel halkçılık!
Ali KILIÇ
ŞEF ASKER Mİ SİVİL Mİ OLMALI?
Çankaya akşamlarından biri. Bazen Atatürk soruyor, bazen de
Atatürk'e soruyorlar. O' na diyorlar ki:
- Şef asker mi, sivil mi olmalı?
Cevap veriyor:
- Şef, şef olmalı. İster sivil, ister asker.
Bu cevabı ile şefliğin rütbede ve elbisede değil, ruhta ve kafa
yapısında olduğu hakikatini veciz surette belirtmiş oluyor.
Nükte Ve Fıkralarla Atatürk, Niyazi Ahmet BANOĞLU
LAİKLİK
İlk Melis'te bir gün laiklik söz konusu oluyordu. Gazi Mustafa Kemal
Paşa o gün Meclis'e başkanlık ediyordu. Meclis'in tanınmış din
alimlerinden bir vatandaş kürsüye geldi. Alaycı bir tavırla:
- Arkadaşlar, bir laikliktir gidiyor. Affedersiniz, ben bu laikliğin
manasını anlamıyorum.
Diye söze başlarken riyaset makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa
dayanamamış, oturduğu yerden eline kürsüye vurarak:
- Adam olmak demektir hocam, adam olmak!
Diye hoca efendinin sualini cevaplandırmıştır.
Ali KILIÇ, Atatürk'ü Anmak Kitabından, S.253
ATATÜRK VE DİN ADAMLARI
Mücadele'nin en buhranlı günleriydi. İstanbul ile Ankara arasında
fetva kavgası tüm şiddetiyle devam ediyordu. Birinci Türkiye Büyük
Millet Meclisi, kendi bünyesi içindeki din adamlarından seçtiği
İrşad (Aydınlatma) Heyetleri'ni vatanın köyüne-kentine göndermek ve
gerçekleri vatandaşa anlatmakla görevlendirildi. Milli Eğitim Bakanı
Türk Ocakları Genel Başkanı olan rahmetli Hamdullah Suphi
Tanrıöver'di. Mustafa Kemal'e geldi.
- Paşam... Bunlar çoğunlukla Arapça konuşacaklar. Halk ne anlayacak?
Atatürk gülümsedi.
- Sen üzülme Hamdullah... Onlar Arapça konuşsalar bile Türkçe
düşünürler dedi.
Cemal KUTAY, Atatürk Olmasaydı
VATANIMIN TOPRAĞI TEMİZDİR
Kral Edward İstanbul'a geldiği zaman, yatından bir motora binerek
Dolmabahçe Sarayı'na yanaştı. Atatürk de rıhtımda O'nu bekliyordu.
Deniz dalgalı idi ve kralın bindiği motor inip çıkıyordu. Kral
rıhtıma çıkmak istediği bir sırada eli yere değdi ve tozlandı. O
sırada Atatürk de Kral'ı rıhtıma almak üzere elini uzatmış
bulunuyordu. Bunu gören kral bir mendille elini silmek istediği bir
anda Atatürk:
-Vatanımın toprağı temizdir, o, elinizi kirletmez! diyerek, Kral'ı
elinden tutup rıhtıma çıkarıverdi.
Enver Behnan ŞAPOLYO
ANKARA'YI NEDEN BAŞKENT YAPTIM?
Sıcak bir günün akşamında yanında bazı ileri gelenler ile Köşkü'nün
bahçesinde dolaşıyordu. Ben de o sıralar eski Köşk'ün tavan
dekorlarıyla meşguldüm. Tozlu ve sisli bir akşam Ankara'nın üzerine
çökmüştü. Yer yer toz hortumları semaya doğru yükseliyor ve
manzaraya daha boğucu bir hava ekliyordu. Bize:
- Ankara'yı hükümet merkezi yapmakla iyi mi ettim? diye sordu.
Tabii herkes müspet cevap verdi.
Arkasından:
- Neden? suali gelince, kimi staratejiden, kimi siyasetten bahsetti.
Hatta birimiz kayalık güzeldir gibi bir estetik nazariye de ortaya
attı.
Atatürk :
-Şimdi dalkavukluğu bırakın diye münakaşayı kapattı. Ankara'nın
hükümet merkezi olmak için saydığınız meziyetleri beni ikna etmeye
yetmez. Ben Ankara'yı hükümet merkezi yapmakla büsbütün başka bir
hedef güttüm. Türk'ün imkansızı imkan haline getiren kudretini
dünyaya bir kere daha tekrar etmek istedim. Bir gün gelecek şu çorak
tarlalar, yeşil ağaçların çevirdiği villaların arasından uzanan
yeşil sahalar asfaltlarla bezenecek. Hem bunu hepimiz göreceğiz. O
kadar yakında olacakki.
Anekdotlarla Atatürk Em.Tümg. Muzaffer ERENDİL
SAKAL ÜZERİNE.............
Atatürk Amasya ziyaretinde.Vali konağında yörenin ileri gelenleri
ile sohbette. Bir ara tam karşısında oturan birine takılır gözleri.
Yaşı ellinin üzerinde bu adam beline kadar inen sakalıyla Atatürk'ün
dikkatini çeker. Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar;
- Kimdir bu?
Vali yanıt verir;
- Efendim kendisi Şıh'tır. Yörede çok hatırlısı vardır.
Atatürk Şıh'ı yanına çağırır ve;
- Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica etsem
de en azından Peygamber efendimizinki gibi kısaltsan der ve eliyle
de boyunaltı hizasını gösterir.
Şıh;
- Emrin olur Paşam diyerek yerine çekilir.
Aradan zaman geçer, bir akşam Atatürk Amasya'daki Şıh'ı hatırlar ve
Vali'yi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyeceğini
bilememekle birlikte, Şıh'ın sakal boyunda en küçük bir kısalma bile
olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk
telefonu kapatır, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra Nazırını
çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği'ne tebliğ etmesini ister.
Ertesi gün Amasya'dan bir haber gelir ki Şıh Efendi Ata'yı görmek
üzere Ankara'ya yola çıkmış...
Şıh gelir, Ata'nın karşısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş,
sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet
baştan sona değiştirilmiş, bambaşka bir görünüme bürünülmüştür.
Atatürk'ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata'ya
sorarlar;
- Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettiniz
de kökünden kesmesini sağladınız?
Ata gülümser, sonra da yanındakilere dönüp;
- Dün akşam Amasya Valiliği'ne bir yazı gönderdim ve Şıh'ı Afyon'a
vali atadığımı bildirdim der.
Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp Nazırına bu yazıyı da Şıh'a
vermesini söyler. Yazıda şöyle yazmaktadır;
- İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik
meselene gelince, bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından
vazgeçebilen yarın başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir.
Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım.
Kal sağlıcakla...