fıkralar

 

Ben fıkraları her zaman sevmişimdir. Babamdan her gün fıkra anlatmasını istediğim gibi en sevdiğim kitaplar da fıkra kitaplarıdır. Siz de seviyorsanız eğer fıkra okumayı; zaman zaman güncelleyeceğim fıkralarıma buyrun...

 

EVLİLİĞİN SIRRI

Çocuk dedesine sormuş:
- Dede ninem ile kaç yıldır evlisin?
- 40 yıldır evlat!
- Peki ama dede, ben sizi hiç kavga ederken görmedim, bunun sırrı nedir?
- Otur evlat anlatayım... Nikahımız kıyıldı. Benim at arabasına ninenin üç-beş eşyasını attık ve bizim köyün yolunu tuttuk. Yolda atın ayağı tökezledi. 'Bu bir!' dedim. Yola devam ederken bir daha tökezledi, ben yine 'Bu iki!' dedim. Köye de epey yolumuz vardı. Bizim atın ayağı bir daha tökezleyince 'Bu üç!' dedim ve çektim tüfeği, atı orada vurdum. Ben atı vurunca başladı ninen bana söylenmeye:
- Biz nasıl gideceğiz?! Niye durup dururken atı vurdun. Sende hiç akıl yok mu? Bu eşyaları nasıl götüreceğiz?
- Ben de döndüm ninene: 'Bu biiirrr!' dedim. O gündür bugündür, gül gibi geçinip gidiyoruz!

DOĞUM GÜNÜ

Yıllar sonra evlenmiş, çocuk sahibi olmuştu. Bir gün gecenin bir yarısı, saat 3.30 civarında telefonu çaldı. Telefondaki ses annesinin sesiydi. Genç:
-Ne var anne, ne istiyorsun bu saatte; neden beni rahatsız ediyorsun? Sabah arasan olmaz mıydı,diyerek annesini azarlayıcı sözler sarf etti.
Annesi biraz buruk, biraz da ağlamaklı bir ses tonuyla:
-Bundan 30 yıl önce de bir gece yarısı, saat 3.30'da sen beni rahatsız etmiştin; doğum günün kutlu olsun oğlum!

TAKDİR

Cafer Bey komadadır. Yanında ise karısı. Caferin gözleri nemli kısık sesi ile karısına bakar ve konuşmaya baslar. 'Ilk işten kovulduğumda yanımdaydın iflas ettiğim gün oradaydın vurulduğum zaman ilk gözümü açtığımda seni gördüm, trafik kazasi geçirdiğimde hastanede hep başucumdaydın'. Cafer Beyin karısı takdir edilmenin mutluluğunda tabi. Şimdi komadayım. Yine başucumdasın. Sonunda anladım ama çok geç oldu. Yahu sen ne uğursuz karısın'

 

TAŞ FIRIN ERKEĞİ

Şehrinde çok kılıbık erkek bulunduğuna inanmayan Padişah bu konuya aydınlık getirmek ister ve şehrin bütün erkeklerini toplatarak:
- Meydana iki çadır kurdurdum, biri siyah biri beyaz; Karısından korkan, dayak yiyen, laf geçiremeyen beyaz çadıra. Karısından korkmayan her gün döven, yani taş fırın erkekleri siyah çadıra;
Erkeklerin hepsi light çıkar ve beyaz çadıra girer.
Sadece bir erkek siyah çadıra girer. Padişah sevinir:
- Oh be, bir delikanlı çıktı; Hele getirin şu taş fırın erkeğini de tebrik edeyim;
Adam gelir, Padişah sorar:
- Helal sana, nasıl oldu da girebildin o çadıra?
- Padişahım karım sıkı sıkı tembih etti.
"Sakın kalabalığa girme" dedi

MERAKLI DEVE

Genç deve annesine sormuş:
"Anne niye bizim ayaklarımız bu kadar büyük?" Anne cevap vermiş:
"Çölde kuma batmamak için."
Genç deve tekrar sormuş:
"Peki kirpiklerimiz niye bu kadar gür.
Anne tekrar cevap vermiş:
"Çölde kum fırtınalarından kum kaçmasın diye."
Merakı yatışmamış olan genç deve bir soru daha sormuş:
"Bizim niye hörgüçlerimiz var."
Anne deve sabırla yanıtlamış :
"Çölde çok uzun süre susuz idare edebilmek için suyu hörgüçlerimizde depolarız."
Sonunda dayanamayan genç deve sormus :
"Peki bizim bu hayvanat bahçesinde ne işimiz var?"

ENAYİ

Bir arastırmacı sabır ve dikkatle çalışarak iki fareye acıktıkları zaman burunları ile bir zile basmayı öğretti. Üç gün sonra bu farelerden biri diğerine şöyle diyordu: "Enayiyi amma alıştırdık yahu... Her zile basışımızda peynir veriyor...