öyküler

 

Öykü dinlemeyi ve okumayı kim sevmez ki? Hele bu öyküler, insanın yüreğini sıcacık yapan öyküler olursa...

Bu sayfada sizler için seçtiğim sıcacık öyküler okuyacaksınız... Umarım beğenirsiniz ve benim kadar zevk alırsınız okurken...

 

KAPLAN BIYIĞI

 

(BİR KORE MASALI)

 

 

Yun Ok adında bir kadın dağlarda yaşayan bir ermişten yardım istemeye gitmiş. Bu ermiş yaptığı büyülerle ün salmış biriymiş.
 

Yun Ok ermişin evine girdiğinde, ermiş gözlerini şöminesinden ayırmadan, "Neden geldin buraya?" diye sormuş.
 

Yun Ok, "Ünlü Ermiş, çok sıkıntıdayım. Bana bir büyü yap," demiş.
"Evet, evet, bir büyü yap! Herkesin büyülere gereksinimi var! Hasta dünyamızı büyülerle iyileştirebilir miyiz?" "Ermiş," diye yanıtlamış onu Yun Ok. "Bana yardım etmezsen, onu tümüyle yitireceğim!"
 

Ermiş sonunda onu dinlemeye razı olmuş. "Anlat derdini."
 

"Eşim," demiş Yun Ok. "O benim için çok önemli. Üç yıldır uzaklarda savaşıyordu. Şimdi döndü, ama ne benimle, ne de başkalarıyla konuşuyor. Ben konuştuğum zaman dinlemiyor. Ağzından birkaç söz çıkıyor. Sevmediği bir şeyi pişirip, önüne koysam, tabağı itip, çekip gidiyor. Pirinç tarlasına çalışmaya gittiğinde, tepede oturup, denizi seyrediyor, çalışmıyor."
 

"Evet" demiş ermiş kişi. Genç adamların kimi savaştan döndüğü zaman böyle olur. Devam et."
 

"Anlatacak başka bir şey yok Ermiş Kişi. Eşime bir büyü yap, yap ki eskisi gibi sevecen, nazik ve konuşkan olsun yine."

"Bu kadar mı?" demiş ermiş. "Bir büyü! Peki, üç gün sonra gel, sana o zaman söyleyeyim nasıl bir büyü yapacağımızı."
 

Yun Ok, üç gün sonra yeniden gitmiş ermişin dağdaki evine.

"Evet," demiş ermiş. "Bir büyü yapabiliriz. Fakat bir kaplanın bıyığı gerekiyor bu büyü için. Bana kaplan bıyığını getirirsen, yaparım sana büyüyü."
 

Yun Ok hayretle, "Bir kaplan bıyığı mı?" demiş. "Bunu nereden bulacağım?"

 

"Bu büyü senin için çok önemliyse bulursun," demiş. Başını yine şömineye çevirmiş ve susmuş.
 

Yun Ok evine dönmüş. Oturup, nereden kaplan bıyığı bulacağını düşünmeye başlamış kara kara. Bir gece eşi uyurken, elinde bir kâse pirinç ve etle evden çıkmış sessizce. Sonra bir kaplanın yaşadığı bir dağın eteklerine gitmiş. Kaplanın mağarasının yakınlarında bir yerde durup, kaplanı çağırmış getirdiklerini yemesi için, ama kaplan gelmemiş.
 

Yun Ok, ertesi gece yine kaplanın mağarasına gitmiş, ama bu kez biraz daha yaklaşmış mağaraya. Elinde yine yiyecek varmış. Yun Ok, her gece mağaraya gitmiş, her seferinde daha da yaklaşmış mağaraya. Kaplan Yun Ok'u orada görmeye alışmış yavaş yavaş.
 

Bir gece Yun Ok kaplanın mağarasına iyice yaklaşmış. Bu kez kaplan kalkıp, ona yaklaşmış. Yun Ok ve kaplan ay ışığında birbirlerine bakmışlar uzun uzun. Ertesi gece de aynı şey olmuş, ama bu kez Yun Ok alçak sesle kaplanla konuşmaya başlamış. Bir sonraki gece kaplan Yun Ok'un yüzüne bakmış ve kendisine uzattığı yemeği yemiş. O geceden sonra Yun Ok kaplanın her gece kendini beklediğini görmüş. Kaplan yemeğini yedikten sonra başını okşuyormuş kaplanın, ilk karşılaşmalarının üzerinden tam altı ay geçmiş. Yun Ok bir gece kaplanın başını okşadıktan sonra, "Sevgili Kaplan, cömert hayvan, bıyıklarından birini ver bana. Sakın bana kızma!" demiş. Sonra da kaplanın bıyıklarından birini koparıvermiş.
 

Korktuğu başına gelmemiş, kaplan hiç kızmamış. Yun Ok koşarak dönmüş elinde bıyıkla.
 

Ertesi sabah ermişin evindeymiş güneş tam denizin üzerinden doğarken. "Ünlü Ermiş!" demiş. "Aldım! Kaplanın bıyığını aldım. Şimdi bana söz verdiğin büyüyü yap. Eşim şefkatli ve nazik biri olsun yeniden!"
 

Ermiş bıyığı eline alıp incelemiş. Elindekinin gerçekten de bir kaplan bıyığı olduğunu anlayınca, bıyığı ateşe atmış.
 

"Aman!" diye bağırmış kadın şaşkınlıkla. "Ne yaptınız bıyığa?"
 

"Bunu nereden bulduğunu anlat bana," demiş ermiş.
 

"Her gece bir kâse yemekle dağa gittim. Her gidişimde biraz daha yaklaştım kaplana, güvenini kazandım. Onunla konuştum, kötü bir niyetim olmadığını anlattım ona. Çok sabrettim. Yemeyeceğini bilsem de her gece yemek götürdüm ona. Hiç yılmadım. Sonunda bir gece bana yaklaştı. Ona yiyecek götürmemi bekler oldu. Başını okşarken, gırtlağından mutlu sesler çıkardı. Tam o sırada koparıverdim bıyığını."
 

"Evet," demiş ermiş. "Kaplanı evcilleştirdin, sevgisini ve güvenini kazandın."
 

"Ama siz onun bıyığını ateşe attınız!" diye ağlıyormuş Yun Ok. "Bir hiç uğruna koparmışım o bıyığı!"
 

"Olur mu?" demiş ermiş. "Artık o bıyığa gereksinimin yok. Yun Ok sana bir şey sorayım, insanoğlu bir kaplandan daha mı kötü? İyilikleri ve anlayış gösterilmesini daha mı az hak ediyor? Yabanıl ve kana susamış bir hayvanın sevgisini ve güvenini sabırla kazanan sen, eşininkini kazanamaz mısın?"
 

Yun Ok bunları işitince susmuş. Sonra da yavaş yavaş evinin yolunu tutmuş.

 

BİR ZAAF ÖYKÜSÜ

 

 

10 yaşındaki bir Japon çocuğunun en büyük hayalidir, dünyaca ünlü bir judocu olmak... Ama beklenmedik bir trafik kazası tüm hayallerini yok eder. Sol kolunu tam omuz hizasından kaybetmiştir. Yıkılır... Tek kolla nasıl judocu olunur ki?
 

Ama gene de ailesi oyalansın diye, onu Japonya’nın en ünlü judo hocalarından birinin yanına verir.
 

Hoca, tek kollu çocuğa, tek kolla yapabileceği bir fırlatma hareketini gösterir... Üzerinde çalışmaya başlarlar.. Çocuk iki haftada hareketi ezberler.. Hocası "Güzel oldu" der.. "Şimdi daha hızlı yapmaya çalış bakalım.."
 

Oğlan zamanla hareketi şimşek hızı ile yapmaya başlar.. Sonra hocasına gider.. "Bu hareketi çok iyi öğrendim artık. Bir başka harekete geçebiliriz."
 

"Başka harekete gerek yok" der Hoca.. "Sen sadece bu hareketi bileceksin, bu harekete çalışacaksın ve bu hareketi dünyada en iyi yapan olacaksın, o sana yeter.."
 

Çalışmalar aylarca sürer.. Günün birinde Hoca öğrencisine artık turnuvaya katılma zamanının geldiğini söyler..
 

Tek kol, tek hareketle judo turnuzvasına katılmak mı? Oğlan itiraz edecek olur.. Hocası "Sen öğrendiğin hareketi yap, gerisini merak etme" diye öğütler..
 

Başlar turnuva.. Bizimki ilk turları şaşılacak bir hız ve kolaylıkla geçip, finale gelir. Finalde karşısına, iki misli cüssesi ile yörenin en büyük judocusu çıkar.. Hocası "Kendi oyununu yap, gerisi tamam" der gene.
 

Karşısında yarısı kadar üstelik de tek kollu çocuğu gören dev gibi rakibi biraz da umursamaz yaklaşınca, kendini bir anda önce havada, sonra yerde bulur..
 

Tek kollu çocuk turnuvayı kazanmıştır.. Kucağında kupası büyük bir mutluluk içinde evine dönerken dayanamaz ve sorar:
 

"Hocam ben bunların hepsini nasıl yendim?"
 

Hocası gülümser..
 

"Zaferinin iki sırrı var oğlum.. Birincisi, judonun en zor fırlatma hareketlerinden birini mükemmel öğrendin. İkincisi, bu öğrendiğin harekete karşı bir tek savunma hamlesi vardır.. Hareketi yapanın sol kolunu tutmak!.."

 

 

DERT AĞACI

 

 

Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü zorlukla tamamlamıştı.
 

Arabasının patlayan lastiği onun işe bir saat geç gelmesine neden olmuş, elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski püskü pikabı çalışmayı reddetmişti.
 

Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu.
 

Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti.
 

Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu.
 

Kapı açıldığında; adam şaşırtıcı bir şekilde değişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi.
 

Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde; ağacın yanından geçerken merakım daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı sordum.
 

"O, benim dert ağacım," dedi. "Elimde olmadan işimde bazı sorunlar çıkıyor, ama şundan eminim ki o sorunlar evime, eşime ve çocuklarıma ait değil.
 

Bunun için bu sorunları her akşam eve girerken o ağaca asıyorum.
 

Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz?
 

Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını görüyorum."

 

 

 

TURNA KUŞLARI

 

 

Japonya'ya atom bombası atıldığında 2 yaşında olan bir kız, 12 yaşına geldiğinde maruz kaldığı radyasyon nedeniyle kansere yakalanmış. Savaşta öksüz ve yetim kalan zavallıcık hastaneye yatırılmış. Ama durumu ümitsizmiş.
 

Hastanedeki tüm doktorlar, küçük kızın ölümü için gün sayarken, küçük Japon kızı hayat doluymuş. Koridorlarda koşuyor, oynuyor ve diğer hastalara yardım ediyormuş. Hastaların arasında en sevdiği kişi ise 80 yaşlarında, kendisi gibi kanser olan yaşlı bir kadınmış. Küçük Japon kızı, ölüm döşeğindeki bu yaşlı kadını hiç yalnız bırakmamış. Kadın ölmeden hemen önce "Benim için çok geç ama, bizim inanışımıza göre; eğer bir kişi kağıttan 1000 tane turna kuşu yaparsa, her istediği kabul oluyor. Ben yapamadım, sen yap ve kurtul" demiş ve son nefesini vermiş.
 

Küçük Japon kızı çok üzülmüş ama hayatta kalma arzusuyla geleneksel Japon sanatı olan origamiyle kağıtan turna kuşları yapmaya başlamış. Neşe içinde çalıştığından ilk başlarda çok hızlı yapıyormuş. 1000 tane turna kuşu yapması işten bile değilmiş. Ama sağlığı da hızla bozuluyormuş. Bu hazin öykü önce yerel, sonra da uluslararası basında yer almış. Dünyanın dört bir yanından insanlar kıza, binlerce turna kuşu göndermeye başlamış.
 

Ama küçük Japon kızı, haberler basında çıktığında elini kıpırdatamaz hale gelmiş. Hayatta son saatlerini 637. kuşu yaparak geçirmiş. Kuşu bitirmiş, gözleri kapanırken hemşireler ve hastabakıcılar, postadan çıkan yüzlerce origami kuşuyla odasına girmişler. Ama küçük Japon kızı yüzünde bir tebessüm yatağında cansız yatıyormuş. Postacılar aylarca kağıttan turna kuşu taşımışlar hastaneye. Sayısı milyonlara ulaşan turna kuşları Japonya'da bir müzede sergileniyor...