DUVARDAKİ YÜZLER (ÖYKÜ) - Yazan: gitarisyen

gitarisyen

Aşk şarkıları söylemeyi bıraktığımız gün her şeyimizi yitirdik biz. İşte o yüzden hep aşk şarkıları söylüyorum.

 

DUVARDAKİ YÜZLER

 

Yazan: gitarisyen

 

Çocukluğumda geceleri yatağımda yatarken duvarların tavanla birleştiği köşelerde bana bakan, gülen, sırıtan, kahkaha atan yüzler görürdüm. Bu yüzler gözlerini oynatır, kulaklarını büyütüp küçültür, ağızlarını açar ve korkunç dişlerini gösterirlerdi. Henüz 9 yaşındaydım ve gece olup da yatağa gitme vaktim geldiğinde çok korkardım. Yatmamak için bahaneler uydurur, sık sık annemi uyandırıp su içmek istediğimi, tuvalet ihtiyacım olduğunu ya da karnımın ağrıdığını söylerdim. Ancak bunların hiçbiri kurtuluş olmazdı, çünkü ne olursa olsun sonunda mutlaka o yatağa yatmam gerekirdi ve yatar yatmaz da duvarların tavanla birleştiği yukarıdaki köşelerde o yüzler tekrar tekrar, birbiri ardına – hatta çoğu zaman birlikte ve birbirinin içine geçecek şekilde- belirir ve beni ölümüne korkuturdu.

Elbette bu durumu anneme ve babama anlattım ve bana inanmadılar. Her anne babanın yapacağı gibi benim hayal gücüm olduğunu düşünüp, böyle şeylerin olmayacağını, hayaller gördüğümü, benim beynimin uydurduğunu filan söylediler. Ancak bu korkularım uzun süre devam edince –nedendir bilmiyorum, beni bir doktora götürmek ya da başka bir çözüm bulmak yerine- okutup üfletmek için bir hocaya götürdüler.

Hoca garip bir adamdı; bana öyle bir bakıyordu ki, duvarların köşesindeki yüzlerin bu adamda cisimleştiğini düşünmüştüm bir an. Uzatmayayım, hoca bir tas suyun içine bir şeyler yaptı, ağzıyla bir şeyler mırıldandı, suyun üzerine ve bana üfledi. Bu hocaya bir hafta boyunca her gün gittim…

Bir hafta sonra değil ama, birkaç ay sonra duvardaki köşelerde gördüğüm yüzler kayboldu. Bunun sebebi hoca mıydı, yoksa benim böyle şeylerin olamayacağına ve hayal gördüğüme kendimi zorlaya zorlaya inandırmam mıydı, bilemiyorum; ama kesin olan bir şey vardı: O yüzler gitmişti…

Ta ki…

56 yaşıma girdiğim geçen doğum günüme kadar…

Aslında o gün her şey güzel başlamıştı. Çarşıdan güzel bir pasta alıp, kendimi ödüllendirmiştim. Eşimle yıllar önce ayrıldığımız için ve çocuklarım da uzakta olup beni ziyarete hiç gelmediklerinden yalnız yaşıyordum. Bu yüzden de çok uzun süredir doğum günlerimi tek başıma kutluyordum. Emekli olduğum ve bir birikimim olmadığı için de çok fazla harcama yapmadan kendimi idare ediyordum. Fakat bu doğum günümde sanırım kendimi biraz fazla şımartmış ve pastanın en kalitelisini –tabii doğal olarak en pahalısını- seçip, kendime hediye olarak da bir gömlek almış; yani paraya kıymıştım.

Akşam yemeğinden sonra pastamı kesip kendi doğum günümü kutladım ve birkaç bardak da çay içtim. Ancak o gece yatmaya giderken midemde gastritimden dolayı zaman zaman sıkıntısını çektiğim her zamanki ağrı ve yanmalarımdan farklı bir ağrı hissettim. Sanki midemin içinden birisi yumruk atıp dışarı çıkmaya çalışıyordu. O gece pastayı fazla kaçırmış olabileceğimi düşünerek bunu çok da fazla önemsemedim ve bir müddet sonra uykuya daldım.

Gecenin bir yarısında müthiş bir susuzluk çekerek uyandığımda gözlerim istemsizce ilk önce duvarın tavanla birleştiği köşeye takıldı… Ve… Evet, oradaydılar yine… Yıllar öncesindeki gibi… Çocukluğumdaki o korkunç yüzler duvarın köşesine dizilmiş, resmî geçit yapıyorlar, kahkahalar atıyorlardı! Önce bunun bir kâbus olduğunu, hâlâ uykuda olduğumu düşündüm; ancak gözümü açıp kapatsam da, kendimi çimdiklesem de, lavaboya gidip elimi yüzümü yıkayıp gelsem de duvardaki yüzler bir türlü gitmiyordu.

Yatağa girip gözlerimi kapadım, tekrar açtım, kapadım, açtım… Hâlâ oradaydılar… Fakat bir şeyin farkına vardım: Midemdeki o garip ağrı kaybolmuştu… Bir süre daha duvardaki yüzlere bakıp bunun bir hayal olduğuna kendimi inandırmaya çalışarak uykuya daldım.

Sabah kalktığımda elbette duvarın köşesinde o yüzler yoktu… Ancak müthiş ve garip bir mide ağrım vardı. Sanki birileri midemin içinde yumruklar atıp, bedenimi parçalayıp içimden çıkmaya çalışıyordu…

O günü bu mide ağrısıyla geçirdim ve belki yatarsam geçer düşüncesiyle akşam erkenden yatağa gittim. Yatağa tam uzanmıştım ki; gözüm yine tavanın köşesine kaydı ve yine o yüzleri gördüm! Bana bakıyorlar, gülüyor, sırıtıyor, kahkahalar atıyorlardı! Fakat mide ağrım geçmişti…

Sonraki birkaç gün boyunca gördüm ki; ben gece olup yatağa yatınca ve bu yüzler duvarda kendini gösterince mide ağrım kayboluyor. Sonunda bu yüzlerin –ya da yaratıkların, adına ne derseniz deyin- midemde yaşadığına ve gece olunca dışarı çıkıp duvarla tavanın birleştiği köşeye yerleştiğine karar verdim. Bundan sonra da o korkunç mide ağrım geçtiği için gece olup, yatağıma yatmayı ve o yüzlerin duvarda belirmesini dört gözle bekler oldum.

Bu arada gündüzleri geçmeyen mide ağrılarım için doktorlara da gittim. Onlarca kez tahliller istediler, tetkikler yaptılar, kanlar aldılar, endoskopiler yaptılar. Ama hiçbir şey bulamadılar. Hatta sorunumun psikolojik olabileceğini düşünüp beni psikiyatristlere de sevk ettiler. Onlar da inceledi ve bir şey bulamayınca sakinleşmemi sağlayacak birkaç ilaç verip beni evime gönderdiler.

Aslında gündüz çektiğim mide ağrılarına da alıştığım söylenebilir. Doktorlara gidip yapacak bir şey olmadığını anladığımdan beri artık çok da üzerinde durmuyorum. Şu sıralar beni daha çok ilgilendiren şey akşamlar çünkü; hava karardıktan sonrası. Çünkü akşam olup da yatağıma uzandığımda midemdeki yüzler –artık içimde olduklarını, midemde yaşadıklarını biliyorum- içimden çıkıp duvardaki köşelerine giderek hem beni çocukluğuma götürüyorlar, hem de midemdeki ağrılar geçiyor. Bu da bana büyük mutluluk veriyor!

Gündüz tavanda görünmüyorlar, duvarlarda koşmuyorlar. Sabah olur olmaz kayboluyorlar. Ama hava karardıktan sonra ben yatağa gider gitmez duvardaki yerlerine yerleşiyorlar! O yüzden hemen akşam olsun istiyorum. Onları görmek için… Mide ağrımın geçmesi için… Çocukluğuma geri dönmek için… Çocukluğuma geri dönmek ve midemin ağrıdığını, duvarda yüzler gördüğümü, susadığımı anneme söyleyebilmek için… Annemi gecenin bir yarısı kaldırmak, korkularımı dindirebilecek tek şey olan güven veren sesini dinlemek, başımı onun göğsüne dayamak için…

NOT: Anlatıcısının ağzından dinlediğiniz ve yukarıda okuduğunuz satırlar, boş bir evde bulunan eski bir teyp kasetine kaydedilmiş ses kaydının yazıya dökülmesiyle elde edilmiştir. Kayıtlara basit bir kayıp vakası olarak geçen bu olayda; uzun süredir babalarından haber alamayan çocukları babalarının evine gelmiş ve babalarını evde de bulamamaları üzerine polise haber vermişler, polisin yaptığı uzun arama ve araştırmalara rağmen çocukların babası bulunamamıştır. Evde bulunan kayda değer tek şey eski bir teyp kasetidir. Kasetteki kayıt çocuklara dinletilmiş ve çocuklar kaset kaydındaki sesin babalarına ait olduğunu hep birlikte doğrulamışlardır. Kaydın tek bir seferde gerçekleştirildiği, değişik zamanlarda ya da sürekli olarak tekrar edilmediği, bundan başka da bir kayıt olmadığı tespit edilmiş olup; kaset kaydındaki ses sonlara yaklaştıkça daha yavaş, ağır, zor duyulur, hırıltılı bir hâl almakta ve boşluğun içinde yavaş yavaş uzaklaşıyormuş hissi vererek kaybolmaktadır.

Ses kaydının sahibinin kayboluşunun üzerinden 27 yıl geçmiş olup; kendisi hâlâ bulunamamıştır!..

 

SON

 

 

 

 

(20 Şubat 2026)
gitarisyen
(M. Feridun Gülsan)

 

 

Site Tasarımı: gitarisyen © 2011