|
Çocukluğumda geceleri yatağımda
yatarken duvarların tavanla birleştiği köşelerde bana
bakan, gülen, sırıtan, kahkaha atan yüzler görürdüm. Bu
yüzler gözlerini oynatır, kulaklarını büyütüp küçültür,
ağızlarını açar ve korkunç dişlerini gösterirlerdi.
Henüz 9 yaşındaydım ve gece olup da yatağa gitme vaktim
geldiğinde çok korkardım. Yatmamak için bahaneler
uydurur, sık sık annemi uyandırıp su içmek istediğimi,
tuvalet ihtiyacım olduğunu ya da karnımın ağrıdığını
söylerdim. Ancak bunların hiçbiri kurtuluş olmazdı,
çünkü ne olursa olsun sonunda mutlaka o yatağa yatmam
gerekirdi ve yatar yatmaz da duvarların tavanla
birleştiği yukarıdaki köşelerde o yüzler tekrar tekrar,
birbiri ardına – hatta çoğu zaman birlikte ve birbirinin
içine geçecek şekilde- belirir ve beni ölümüne
korkuturdu.
Elbette bu durumu anneme ve
babama anlattım ve bana inanmadılar. Her anne babanın
yapacağı gibi benim hayal gücüm olduğunu düşünüp, böyle
şeylerin olmayacağını, hayaller gördüğümü, benim
beynimin uydurduğunu filan söylediler. Ancak bu
korkularım uzun süre devam edince –nedendir bilmiyorum,
beni bir doktora götürmek ya da başka bir çözüm bulmak
yerine- okutup üfletmek için bir hocaya götürdüler.
Hoca garip bir adamdı; bana öyle
bir bakıyordu ki, duvarların köşesindeki yüzlerin bu
adamda cisimleştiğini düşünmüştüm bir an. Uzatmayayım,
hoca bir tas suyun içine bir şeyler yaptı, ağzıyla bir
şeyler mırıldandı, suyun üzerine ve bana üfledi. Bu
hocaya bir hafta boyunca her gün gittim…
Bir hafta sonra değil ama, birkaç
ay sonra duvardaki köşelerde gördüğüm yüzler kayboldu.
Bunun sebebi hoca mıydı, yoksa benim böyle şeylerin
olamayacağına ve hayal gördüğüme kendimi zorlaya zorlaya
inandırmam mıydı, bilemiyorum; ama kesin olan bir şey
vardı: O yüzler gitmişti…
Ta ki…
56 yaşıma girdiğim geçen doğum
günüme kadar…
Aslında o gün her şey güzel
başlamıştı. Çarşıdan güzel bir pasta alıp, kendimi
ödüllendirmiştim. Eşimle yıllar önce ayrıldığımız için
ve çocuklarım da uzakta olup beni ziyarete hiç
gelmediklerinden yalnız yaşıyordum. Bu yüzden de çok
uzun süredir doğum günlerimi tek başıma kutluyordum.
Emekli olduğum ve bir birikimim olmadığı için de çok
fazla harcama yapmadan kendimi idare ediyordum. Fakat bu
doğum günümde sanırım kendimi biraz fazla şımartmış ve
pastanın en kalitelisini –tabii doğal olarak en
pahalısını- seçip, kendime hediye olarak da bir gömlek
almış; yani paraya kıymıştım.
Akşam yemeğinden sonra pastamı
kesip kendi doğum günümü kutladım ve birkaç bardak da
çay içtim. Ancak o gece yatmaya giderken midemde
gastritimden dolayı zaman zaman sıkıntısını çektiğim her
zamanki ağrı ve yanmalarımdan farklı bir ağrı hissettim.
Sanki midemin içinden birisi yumruk atıp dışarı çıkmaya
çalışıyordu. O gece pastayı fazla kaçırmış olabileceğimi
düşünerek bunu çok da fazla önemsemedim ve bir müddet
sonra uykuya daldım.
Gecenin bir yarısında müthiş bir
susuzluk çekerek uyandığımda gözlerim istemsizce ilk
önce duvarın tavanla birleştiği köşeye takıldı… Ve…
Evet, oradaydılar yine… Yıllar öncesindeki gibi…
Çocukluğumdaki o korkunç yüzler duvarın köşesine
dizilmiş, resmî geçit yapıyorlar, kahkahalar
atıyorlardı! Önce bunun bir kâbus olduğunu, hâlâ uykuda
olduğumu düşündüm; ancak gözümü açıp kapatsam da,
kendimi çimdiklesem de, lavaboya gidip elimi yüzümü
yıkayıp gelsem de duvardaki yüzler bir türlü gitmiyordu.
Yatağa girip gözlerimi kapadım,
tekrar açtım, kapadım, açtım… Hâlâ oradaydılar… Fakat
bir şeyin farkına vardım: Midemdeki o garip ağrı
kaybolmuştu… Bir süre daha duvardaki yüzlere bakıp bunun
bir hayal olduğuna kendimi inandırmaya çalışarak uykuya
daldım.
Sabah kalktığımda elbette duvarın
köşesinde o yüzler yoktu… Ancak müthiş ve garip bir mide
ağrım vardı. Sanki birileri midemin içinde yumruklar
atıp, bedenimi parçalayıp içimden çıkmaya çalışıyordu…
O günü bu mide ağrısıyla geçirdim
ve belki yatarsam geçer düşüncesiyle akşam erkenden
yatağa gittim. Yatağa tam uzanmıştım ki; gözüm yine
tavanın köşesine kaydı ve yine o yüzleri gördüm! Bana
bakıyorlar, gülüyor, sırıtıyor, kahkahalar atıyorlardı!
Fakat mide ağrım geçmişti…
Sonraki birkaç gün boyunca gördüm
ki; ben gece olup yatağa yatınca ve bu yüzler duvarda
kendini gösterince mide ağrım kayboluyor. Sonunda bu
yüzlerin –ya da yaratıkların, adına ne derseniz deyin-
midemde yaşadığına ve gece olunca dışarı çıkıp duvarla
tavanın birleştiği köşeye yerleştiğine karar verdim.
Bundan sonra da o korkunç mide ağrım geçtiği için gece
olup, yatağıma yatmayı ve o yüzlerin duvarda belirmesini
dört gözle bekler oldum.
Bu arada gündüzleri geçmeyen mide
ağrılarım için doktorlara da gittim. Onlarca kez
tahliller istediler, tetkikler yaptılar, kanlar aldılar,
endoskopiler yaptılar. Ama hiçbir şey bulamadılar. Hatta
sorunumun psikolojik olabileceğini düşünüp beni
psikiyatristlere de sevk ettiler. Onlar da inceledi ve
bir şey bulamayınca sakinleşmemi sağlayacak birkaç ilaç
verip beni evime gönderdiler.
Aslında gündüz çektiğim mide
ağrılarına da alıştığım söylenebilir. Doktorlara gidip
yapacak bir şey olmadığını anladığımdan beri artık çok
da üzerinde durmuyorum. Şu sıralar beni daha çok
ilgilendiren şey akşamlar çünkü; hava karardıktan
sonrası. Çünkü akşam olup da yatağıma uzandığımda
midemdeki yüzler –artık içimde olduklarını, midemde
yaşadıklarını biliyorum- içimden çıkıp duvardaki
köşelerine giderek hem beni çocukluğuma götürüyorlar,
hem de midemdeki ağrılar geçiyor. Bu da bana büyük
mutluluk veriyor!
Gündüz tavanda görünmüyorlar,
duvarlarda koşmuyorlar. Sabah olur olmaz kayboluyorlar.
Ama hava karardıktan sonra ben yatağa gider gitmez
duvardaki yerlerine yerleşiyorlar! O yüzden hemen akşam
olsun istiyorum. Onları görmek için… Mide ağrımın
geçmesi için… Çocukluğuma geri dönmek için… Çocukluğuma
geri dönmek ve midemin ağrıdığını, duvarda yüzler
gördüğümü, susadığımı anneme söyleyebilmek için… Annemi
gecenin bir yarısı kaldırmak, korkularımı dindirebilecek
tek şey olan güven veren sesini dinlemek, başımı onun
göğsüne dayamak için…
NOT: Anlatıcısının
ağzından dinlediğiniz ve yukarıda okuduğunuz satırlar,
boş bir evde bulunan eski bir teyp kasetine kaydedilmiş
ses kaydının yazıya dökülmesiyle elde edilmiştir.
Kayıtlara basit bir kayıp vakası olarak geçen bu olayda;
uzun süredir babalarından haber alamayan çocukları
babalarının evine gelmiş ve babalarını evde de
bulamamaları üzerine polise haber vermişler, polisin
yaptığı uzun arama ve araştırmalara rağmen çocukların
babası bulunamamıştır. Evde bulunan kayda değer tek şey
eski bir teyp kasetidir. Kasetteki kayıt çocuklara
dinletilmiş ve çocuklar kaset kaydındaki sesin
babalarına ait olduğunu hep birlikte doğrulamışlardır.
Kaydın tek bir seferde gerçekleştirildiği, değişik
zamanlarda ya da sürekli olarak tekrar edilmediği,
bundan başka da bir kayıt olmadığı tespit edilmiş olup;
kaset kaydındaki ses sonlara yaklaştıkça daha yavaş,
ağır, zor duyulur, hırıltılı bir hâl almakta ve boşluğun
içinde yavaş yavaş uzaklaşıyormuş hissi vererek
kaybolmaktadır.
Ses kaydının sahibinin
kayboluşunun üzerinden 27 yıl geçmiş olup; kendisi hâlâ
bulunamamıştır!.. |