|
2 saat 40 dakikalık süresi önce gözümü korkutsa ve
başlarda biraz sıkılsam da, cesaret ve sabırla sonuna
kadar izledim filmi. "Cesaret" diyorum, çünkü film bir
aşk öyküsü anlatıyor ama bunu sıra dışı ve marjinal bir
şekilde yapıyor. Bugüne kadar işlenmemiş bir şekilde...
Ve -önce filmin bu kadar uzun olmasına anlam veremememe,
1,5 saatte konuyu anlatabileceklerini düşünmeme rağmen-
son 15 dakikasına kadar her sahnenin, her diyaloğun
gerekli olduğunu anladım. (Belki başlardaki bazı açık
sahneler olmayabilirmiş). (Ama ah o son 15 dakika...)
Filmin bilerek oluşturulmuş kasvetli atmosferi yanında,
beni en çok etkileyen "Bess" karakterini canlandıran
Emily Watson'un oyunculuğu oldu. Filmdeki bütün
karakterleri neredeyse bir kenara atıp sırf ona
odaklandım. Karakterin ruh durumunu, yavaş yavaş kendi
iç dünyasında ilerleyişini, şüphesini, sorgusunu,
inancını ve özellikle Tanrı'yla yaptığı konuşmalardaki
samimiyeti, doğallığı ve çocuksuluğu yansıtabilmesine
hayran kaldım. Bir yönetmen olsam kadın oyuncu olarak
Emily Watson'dan başkasıyla çalışmayacağımı bile
düşündüm bir ara.
Bir arkadaşımın bana sürekli söylediği bir söz film
boyunca kulaklarımda çınladı durdu: "Dua ederken ne
istediğine ve nasıl dua ettiğine dikkat et, duaların
gerçekleşebilir ama ayrıntıları senin istemediğin
şekilde olabilir!"
Filmi -anlattığı öyküden hareketle- ön yargıdan uzak
olarak izlemek gerektiğini düşünüyorum. Hatta ben
filmin, aşk öyküsünden ve aşkın yaptırabileceklerinden
ziyade, psikolojik bir öykü anlattığını ve bu yönüyle
"psikolojik drama" olarak etiketlenebileceğini
düşünüyorum. Tıp Fakültelerinde psikiyatri dalında
eğitim alanlara izlettirilebileceğini düşünüyorum. İlk
defa bu kadar ayrıntılı bir şekilde bir karakterin iç
dünyasına inildiğini, psikolojisinin ve kişideki
değişimin bu kadar iyi verilebildiğini görüyorum çünkü.
(Bu işin uzmanları bunun bilimsel adını daha iyi
koyacaklardır mutlaka). (Aslında sadece "Bess"
karakterinin psikolojisi değil, kocası olan "Jan"
karakterinin de psikolojisi, içinde bulunduğu ruh
durumu, akıl sağlığı gibi şeyler de önem arz ediyor). Bu
yüzden filme (anlatmak istediği konuya temel sağlayan
"cinsellik" motifi yüzünden) dar bir açıdan bakmamak,
bunun sadece filmin gelişimini ve "Bess" karakterinin
ruhsal yapısındaki değişikliği yansıtmak için kullanılan
bir obje olduğuna dikkat edip, öyle izlemek gerek. (Ama
ah o son 15 dakika...)
Film ayrı ayrı isimler verilmiş olan yedi bölümden
oluşuyor ve her bölüm başlangıcındaki müzikler çok iyi
seçilmiş. Atmosfer iyi yansıtılmış, olayların geçtiği
çevrenin coğrafyası ve ahlâk anlayışı iyi şekilde
verilmiş. Bunlar -bana göre- filmin olumlu yanları.
Ancak (buraya kadar "ah o son 15 dakika" deyip
duruyorum) filmdeki bazı mistik yanlara rağmen, filmin
tamamına hakim olan "gerçekçilik" duygusu son 15
dakikada kırıldı bende. Sanki o kısım, biraz özensiz ve
"film bir an önce bitsin" mantığıyla çekilmiş gibi
geldi. Ve en önemlisi -belki de duygusallığın ve
olayların etkisini artırmak amacıyla- filmin masalımsı
ve mistik sonu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Ama
elbette filmi sadece bu kısmıyla değil, tamamıyla
değerlendirmek ve öyle yorumlamak gerek.
Sonuç olarak "aşk"a farklı bir yorum getiren, sıra dışı
bir konusu olan, psikolojik yönü ağır basan bir film
"Dalgaları Aşmak". Ancak herkesin beğenisine, zevkine ve
anlayışına da hitap etmeyebilecek bir film. Bunun en
önemli sebeplerinden biri filmin, anlatmak istediğini
(bugüne kadar şekillenmiş değer yargılarımız, ahlâk
anlayışımız ve ön yargılarımızı göz önünde
bulundurduğumuzda) rahatsız edici, sarsıcı bir motif
üzerinden vermiş olması... Ancak filmin bir aile filmi
olmadığı, bu yüzden de tek başına sessiz, (mümkünse
geceleyin) sakin bir ortamda, üzerinde uzun uzun
düşünerek seyredilmesi gerektiği kesin.
|